Güzel kızdı Hikmet; soyadı gibi güzel... Babasının üçüncü kızı idi. Mahallenin Bakkal Amcası Salim Efendi iki kızından sonra hep bir oğlu olsun istedi. " Yarabbi sen her şeye kadirsin, hayırlı bir erkek evlat nasip eyle!" diye dua eder, “Erkek olursa adını ‘Hikmet’ koyacağım” derdi

Gün geldi; hanımı doğum sancıları içinde hastaneye koştular. Koridorda beklerken sabırsızlanıyor, adeta dokuz doğuruyordu. Derken 'ıngaa' sesleri yükseldi; nur topu gibi bir kızı daha olmuştu. Hiç alnını gırcaştırmadı. Hikmetinden sual olmaz. Vardır bunda bir hikmet diyerek, kulağına ezan okudu; kız olsa da adını 'Hikmet' koydu.

Hikmet GÜZEL dünyaya merhaba dedi, çok sevimli bir çocuktu. Büyüdükçe daha da güzelleşiyor, adeta zeka fışkırıyordu. Salim Efendi evlatları arasında ayırım yapmasa da, onu bir başka sevdiği her halinden belli oluyordu. Hikmet'de adının hikayesini bilircesine ayrı bir çaba gösterir; babasının dört yanına beş geçer, onu  sevgiye boğardı.

Okula başladığında önce güzelliği, sonra ismi, daha sonrada zekiliği ve çalışkanlığı ile dikkatleri çekti.En çok tarih ve edebiyatı severdi. Duvar gazetesi çıkarır, piyeslerde rol alır, hocaları ile edebi sohbetlere katılırdı. 

Çevresinde dolaşan şıpsevdi erkek arkadaşlarına mesafeli durur; ağır başlı, okuyan, kültürlü kız ve erkeklere ayrı bir ilgi gösterirdi.

O üniversiteye başladığı yıllarda, ablaları İlknur ve Sevnur çoktan evlenmişler, hatta İlknur'un bir oğlu olmuştu. Salim Efendi bakkaldan arta kalan zamanlarda torun sever, hoşça vakit geçirirdi.

Bir taraftan da hayat arkadaşı ve üç kızının annesi Gülperi Hanımın rahatsızlığı onu ziyadesiyle üzüyordu. Ona hiç kıyamazdı; en iyi hekimlere götürür, gece gündüz iyileşmesi için dua ederdi.

Hikmet Edebiyatı seçti, üniversiteyi Ankara'da okuyacaktı. Ders başladı, hoca yoklama alıyordu.Tek tek isimleri okurken sıra ona geldi: 
Hikmet GÜZEL!..
Ayağa kalktı Hikmet!  Hoca hafif şaşkın, belli ki erkek bekliyordu. Ara vermeden devam etti: 
Hikmet YETKİN!.. 
Uzun boylu, esmer, kara kaşlı , kara gözlü, sırım gibi bir delikanlı ayağa kalktı. Hoca'nın şaşkınlığı arttı, hafif gülümsedi ve maşallah diye mırıldandı. Bütün sınıf onlara baktı, onlar da birbirlerine... Bakış o bakıştı; gözlerden kalplere yol görünmüştü.

Artık onlar GÜZEL ve YETKİN'di. Hocaları, arkadaşları, tanıyan herkes böyle seslenirlerdi. Her ikisi de soyadının hakkını fazlasıyla veriyordu. Yetkin okumayı sever, terbiyeli, olgun, naif bir Anadolu çocuğu idi, Güzel gibi...

Güzel ve Yetkin zaman zaman kantinde , kütüphane'de karşılaşır selamlaşırlardı. Arada bir ders notu alıp verirler, göz ucuyla birbirlerini takip ederlerdi. 

Hocaları onları çok sever, sürekli yeni görevler verirdi. Birgün bölüm hocalarından bir profesör ikisini de çağırarak bir araştırma projesinde birlikte çalışacaklarını söyledi. Hummalı bir çalışma başlamıştı. Bir taraftan da Fikir ve Sanat Dergisine(TÖRE) gidiyor; derleme, yazı, dizgi, pikaj, dağıtım ne iş varsa yapıyorlardı. Birlikte daha fazla zaman geçiriyorlar, birbirlerini daha iyi tanıyorlardı.Aylar geçerken, aralarında ilan edilmemiş bir aşk olduğunu ikisi de biliyordu.

Araştırma başarılı bir şekilde yürürken mezuniyet yaklaştı. Hoca ikisine birden bölümde kalmalarını istedi. Birlikte araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladılar.

Yetkin artık tam zamanı diye düşündü. Güzel'e açılacaktı. Bir akşam göreve başlamalarını kutlamak için yemeğe gittiler. Edebiyatçı olsa da dolambaçlı lafları pek sevmezdi. Kahveler içilirken, gözlerine baktı, heyecanlı idi, ilk defa ellerini tuttu ve "Hikmet benimle evlenir misin" dedi. Hikmet hiç şaşırmasa da, heyecanlı idi, nazlanmaya gerek yoktu. "Evet" dedi. 

Hikmet ile Hikmet, aileleri, yakın akraba ve arkadaşlarının katıldığı sade bir törenle evlendiler. Kısa süren bir balayından sonra yoğun bir tempo ile çalışmaya koyuldular. Dersler, akademik çalışmalar ve dergi faaliyetleri hızla devam ediyordu.

Bu arada Salim Efendi emekli olmuş ve bakkaliye dükkanını bir başkasına devretmişti. Gülperi Hanım da bir hayli iyileşmiş, sağlığına kavuşmuştu. Vakitlerini 5 yaşına basan torunları Oğuz ile geçirirlerdi daha çok. Küçük kızları Sevnur'un çocuğu olmadığı için, belli etmeseler de için için hüzünlenirlerdi.

İki iyilik bir arada olmadı. Salim Efendi'nin ara sıra hissettiği rahatsızlığı artınca Gülperi Hanım ile birlikte Ankara'nın yolunu tuttular. Üniversite Hastanesinde tedavi olurken, kızı ve damadının evlerini ilk defa gördüler. Tedavi uzun sürdü, kızlarının evinde rahat ettiler. Damadı çok saygılı, müşfik bir insandı.Salim Efendi ve Gülperi Hanım kızlarının mutluluğuna şahit olunca dertlerini unutmuşlardı.
Bir akşam kahve eşliğinde süren sıcak sohbet atmosferinde Salim Efendi damadı Hikmet'in elini avucuna alarak şefkatle gözlerine baktı: 
"Hep bir oğlum olsun, adı da Hikmet olsun istedim. Allah dualarımı kabul etti evladım!" dedi.
Kızı Hikmet hiç vakit geçirmeden söze girerek "Bir de torun geliyor babacım!" deyiverdi. Damat şaşkın, Gülperi Hanım ve Salim Efendi sevincinden ağlıyordu.

Salim efendi ve Gülperi hanım aklı memleketteki kızları ve torununda, hastane ve ev arasında  rutin tedavilerine devam ederek günlerini geçiriyorlardı. Sıla hasreti dışında her şey iyi gidiyordu.

 Zaman hızla ilerliyor; Hikmet ile Hikmet yoğun çalışmaları arasında doğacak çocuklarının heyecanını yaşarken, isimlerinin edebiyat dünyasında yankılanacağı günlere doğru yol alıyorlardı.

                                                                                                                    

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×