Orhun bir bahar günü balkonda çayını yudumlarken, albümün sayfalarını ağır ağır çevirerek eski resimlere bakıyordu. Siyah beyaz resimleri görünce daha çok hüzünleniyor, o yılları yeniden yaşıyordu sanki. O sırada sehpanın üzerinde duran telefon çaldı; bilinmeyen bir numara arıyordu. Hatıralarından sıyrılarak telefonu açtı:

  - Aloo! Buyurun!
  - Merhaba Orhun kardeşim, nasılsın?
  -Teşekkür ederim. Kusura bakmayın, sesinizi alamadım.
  - 20 yıl sonra özgürlüğüne kavuşan eski bir dost.
İlk anda 12 Eylül mağduru arkadaşlarından biridir diye düşündü. Hangisi acaba? Kadre uğrayan çok arkadaşı vardı…  Kısa bir sessizlikten sonra arayan kişi konuşmaya devam etti:
   -Ben Velihan, lise arkadaşın, uzun minareli köyden. Emekli oldum, Mersin'e yerleştim.
  -Ooo Velihan, sen misin? Çok sevindim, çok memnun oldum.
Uzun uzun sohbet ettiler. İleriki zamanlarda görüşmek üzere sözleştiler.
****
Velihan muvazzaf askerdi; 20 yılını doldurur doldurmaz emekli oldu. Yapmak istediği çok şey vardı. Tez emekli etsinler diye dilekçesine " ....siyaset yapmak için emekli olmak istiyorum. Gereğini arz ederim." yazmıştı. Daha lise yıllarında çok okur, yazar, çizer, idealist bir gençti. Sessiz görünse de içinde fırtınalar eser; şiir yazar, gönlünde aşk rüzgarı eksik olmazdı. Nitekim o yıllarda aşık olduğu kız ile, ailesi karşı çıkmasına rağmen, maaşa geçer geçmez evlenmişti. Parası da yoktu. Hatta kızın ailesine mahcup olmamak için kuyumcu arkadaşından ödünç altın alarak takı yapmıştı.
  ****
Velihan "vira bismillah" dedi; eski dostlarını buldu, kulis yaptı, siyasette yerini aldı. Bu arada şiir, öykü yazıyor; gazetede köşe yazarlığı da yapıyordu. Bir süre Orhun ile aynı gazetede köşe komşusu oldular.
Lakin siyaset hiç onun düşündüğü gibi değildi, hele askerliğe hiç benzemezdi. Düşüncelerini hayata geçirmek, bir şeyler yapmak istese de kolay değildi. Kimin eli kimin cebinde; kim kiminle aşık atar anlamak güçtü.
  Siyaset mi onu sevmedi,
  O mu siyaseti, sevmedi
  Yoksa her ikisi de mi? Anlaşılmadı. Adım adım aktif siyasetten uzaklaştı.
Daha gençti, bir iş kurmalıydı. Lise yıllarında bakkal dükkanında çalıştığı için esnaflığa yatkındı. Kazandı, kaybetti; çok farklı işlere girdi. Yoğun işleri arasında bile yazmaktan hiç vazgeçmedi. Gönlünden taşanları ziyan etmek olmazdı.
Bu arada çocuklar büyüdü, Ama evliliği iyi gitmiyordu. Şiirlerinden mi, katıldığı sosyal ortamlardan mı etkilendi bilinmez; eşinin kıskançlıkları giderek artıyordu. Velihan gönül adamı idi; vatana, millete, doğaya, güzele, güzelliğe aşıktı. Ama hayatında başka bir kadın yoktu. Bunu eşine bir türlü anlatamadı, inandıramadı. Boşanmak zorunda kaldılar.
Velihan neden diye düşündü, neden böyle oluyor diye sorguladı. Sanatçıların, yazarların, şairlerin; hatta büyük liderlerin hayatı da hep debdebeli, kıskançlık doluydu:
  -Ümit YAŞAR' ın Ayten’i,
  -Yahya KEMAL'ın Celile'si,
  -Mustafa Kemal’in Sofya aşkı Dimitrina, Eşi Latife ve Fikriye,
  -Napolyon'un Josehpine’i…
Napolyon : “Ordular idare ettim, ama bir kadını idare edemedim.”  Dememiş miydi! Böyle oluyormuş demek!
 İş hayatında da şansı yaver gitmedi. Ülkede ekonomik istikrar bozulunca, ticaretin kumardan farkı kalmamıştı.
Kumar da kaybedince aşkta kazandı mı? Onu zaman gösterecekti. Ama bir gerçek vardı; aşk onu kazandı!
Orhun ile bir sohbetinde; artık özgürüm diyordu, özgürlüğüne çok düşkündü. Ama aşksız olmaz derdi. Orhun bir gün laf arasında köyünü hep uzun minareyle birlikte anmasının nedenini sormuştu Velihan’a:    
  -Uzun minareli köy diyorsun da; senin köyüne çok gittim, uzun minare falan görmedim ben!
   -Orhun kardeşim köyümde uzun minare yok. Ama ben hep olsun istedim. Aşk da öyle bir şey; hep olsun isterim.
 
Kendi diri, gönlü gençti; genç, güzel biri ile birlikte görüldü son zamanlarda.  Kimi zaman arkadaşım, kimi zaman sevgilim dediği, sahilde beraber yürüdüğü biri…
  Eşi gitti,
  Siyaset bitti,
  Ticaret bitti,
  Aşk onu bırakmadı…
Kanatlandı,  mutluluğa yelken açtı! Aşksız olmaz, yalnız uçulmazdı.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×