İnsan ekmekle doyar, emekle büyür, sevgiyle yaşar.
Sevgi her şey; yaradılışın özü, hamuru, mayasıdır.
Çocuk dünyaya gelirken kendisine verilen en büyük hediyedir sevgi.
Anne sıcaklığı ile başlar her şey. Bir eğitim yuvasıdır “ana”kucağı; gelişmeyi, güveni, büyümeyi, eğitimi, görmeyi, ondan öğrenir. Hayata bakış açısını, insanlarla olan ilişkilerini, saygıyı sevgiyi ilk ondan alır. Bu yüzden “ana” önemlidir. Çocuğu hayata hazırlayan ilk öğretmendir o.
Temelinde sevgi olan hiçbir eğitim başarısızlığa uğramaz.
Her anne babanın çocuğuna verdiği sevgi farklı farklıdır. Kimi aile fazla kimi azını verir. Sonuçta fazla sulanan veya az sulanan çiçeğin kuruduğu gibi, sevginin de bir ölçüsü olmalıdır. Ölçü ne olmalıdır ki;çocuklar sevgiyle büyüye bilsinler topluma faydalı insanlar olabilsinler.
Hangi anne -baba çocuğunun ayyaş, sefil, mutsuz, merhametsiz olmasını ister. Hangi anne-baba çocuğunun kin, nefret, saldırgan, intikam duygularıyla yetişmesini ister?. Elbette hiçbir anne baba istemez. Öyleyse nedir toplumdaki cinnet getirmeler, öldürmeler, vurmalar, kırmalar..Hata nerede yapılmaktadır,eksik olan nedir?
Aslında suç onların değil; onlara sevgiyi veremeyen veya yanlış veren anne ve babalarındır.
Madde merkezli ideolojilerin programladığı sevgi ve onun şekillendirdiği toplumda, insanın yaradılış gayesinin tam tersine bir yol alınmaktadır.
Kin, nefret, öfke, şiddet, sevgisizlik, birbirini tanımama ön planda tutularak toplumda olması gereken tüm güzel değerler bir bir yok edilmektedir.
İyi bir üniversite bitirmekle adam olunacağını sandığımız günümüzde en büyük yolsuzluğu, hırsızlığı, haksızlığı yapanların da bir üniversiteli olduğunu unutuyoruz.
Korkunç bir yalnızlığın,
Kör ve sağır bir iletişimsizliğin,
Vahşi bir yabancılaşmanın,
Dikenli ve soğuk kucağına insanları iten hangi sevgidir ki;
bilgili fakat huzursuz, zengin fakat mutsuz olsunlar.
Dünyanın her bir yerinden haberdar olan fakat kendisinden habersiz, içindeki benliğiyle iletişimsiz, her şeyin alimi kendisinin cahili bir insanın beynindeki bilgi gönlünde yol bulup elbette sevgiye dönüşemeyecek. Dolayısıyla böyle bir insanın ötelerindeki öz değerleri susuz kalmış çiçekler gibi solacak ve bu insan doğal olarak kalabalıktan yalnızlığa, çare içinde çaresizliği, barış içinde savaşı yaşayacak, gücü yettiği kadar da başkalarına da yaşatacaktır.
Gönül tarlalarına sevgi tohumları ekilmelidir.
Kendisiyle barışık, kendisini seven, kendisinden memnun bir kişi, başkalarını da sever. Bunun oluşabilmesi, kişinin kendi olumlu yönlerini görmesi yanında olumsuz yönlerini de görebilmesiyle olur.
Yoksa, kıskançlık, haset, öfke, kendini beğenmişlik, tahammülsüzlük, başarısızlık yakasını bırakmaz.
"Ünlü düşünür Fârâbî (ö. 339/950), Fusûlü'l-medenî adlı ahlâk ve siyaset kitabında bir ülkenin bireylerini ve nesillerini bir araya getirip kaynaştıran en önemli gücün sevgi olduğunu belirtir. Fârâbî'ye göre toplum sevgiyle kaynaşır, adaletle yaşar......."
Sevgiden yana gönülleri birleşenlere,
Uzaklarda dertleşenlere,
Bir selama hasret gönüllere selam olsun.
Saygılarımla..
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×