BU ŞANLI BAYRAK SİZE RAĞMEN VAROLACAKTIR...!!!

 KÖTÜ  SÖZ  SAHİBİNE  İADE   EDİLMİŞTİR

"ANLAŞILAN  başbakan  bu sözlerimizden rahatsız" diyen Bahçeli, partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:  Başbakan  Eskişehir'de 'Mulahefet İmralı'ya söz verdi diyorlar. Bunu ispat edemeyen namerttir' dedi. Sayın  başbakan  beli ki unutmuşsundur. Yine böylesi bir polemikte İmralı canisiyle görüşme için yine böyle şeref polemiğinde olmuş ve bizi de şerefsizlikle suçlamış. Çok değil sonra İmralı'yla görüşen belli olmuş ve bu kötü söz sahibine faiziyle birlikte aynen iade edilmiştir."

 

 

BAKALIM İZMİR'DEN SONRA NE YAPACAKLAR

BURSA'daki "Kuruluş Mitingi'ne katılanlara teşekkür eden Bahçeli, "Diyarbakır'da inen Türk bayrağı çok şükür Bursa'da yükselmiş; haine, bölücüye, müzakereciye, eyyamcıya, etnikçi soytarılara şamar gibi çarpmıştır. Şimdi Allah nasip ederse, Milli Değerleri Koru ve Yaşat adı altında düzenleyeceğimiz ve ana teması "Bayrak" olan ikinci açık hava toplantımızı 20 Nisan 2013 günü İzmir'de şevkle ve inanmışlıkla yapacağız. Türk Bayrağını tahrik olarak gören eşbaşkanlar, bakalım İzmir'den sonra ne yapacaklar ve nereye saklanacaklardır" dedi.

 

 

HAKİM VE SAVCILAR NEREDE

Diyarbakır'daki Nevruz kutlamaları sırasında alanda Türk Bayrağı olmamasını eleştiren Bahçeli, Türk bayrağının inmesine göz yummaya, canilerin mesajını sanki doğal ve sıradan bir halmiş gibi göstermeye hukuk kitaplarının hangi sayfasında müsaade ve cevaz vardır? Açıkça Türkiye'nin çözülmesi ve çökmesi için bir teröristin kanlı mesajları ne zamandan buyana olumlu görülür ve müspet karşılanır olmuştur? Cumhuriyet'i savunmakla sorumlu hakimler, savcılar nerededir, nereye gitmişlerdir'' dedi.

 

BU ŞANLI BAYRAK SİZE RAĞMEN VAR OLACAK

MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Olanları görmezden mi gelelim, yapılanları sümen altı mı yapalım, nasıl olsa bir kereden bir şey olmaz diyerek bayrağın aşağılanmasına sessiz mi duralım? Ey AKP, ey bölücüler, ey bayrak nedir bilmeyenler, ey dönekler, ey düşman ağzıyla konuşanlar, bu şanlı bayrak size rağmen var olacak, size rağmen nazlı nazlı dalgalanacaktır. Ve biliniz ki, Türk milletinin önüne düşerek tüm çapsızların ve çapulcuların temizlenmesine ön ayak olacaktır" diye konuştu.

 

HEDEF SURİYE'DİR, HEDEF İRAN'DIR

AKP hükümetinin bölgesel projeler kapsamında İsrail'e yanaştırıldığını ve BOP'un hedeflerine, küresel planların emellerine kanalize edildiğini kaydeden Bahçeli; "Hedef Suriye'dir, hedef İran'dır ve hedef İsrail'in güvenliğini sağlama alarak, Kürdistan'ın kurulmasına yol ve alan açmaktır. Tüm bu gerçekler ortadayken, özür meselesinden siyasal rant ummak, billboardları Başbakan'a minnet sözleriyle donatmak ilkel bir mantığın ürünü, fırsatçı zihnin telaşı olarak görmek lazımdır." dedi.

 

 

 

 

 

Dikkat ediniz, BDP'nin bir eşbaşkanı, 21 Mart Nevruz Bayramı'nda, PKK'ya terörist damgası vurmak isteyenlerin iflas ettiğini aklınca zırvalamış, teröristbaşı için yasal güvence isteyecek hadsizliğe kadar işi götürmüştür.

Hükümeti ve devleti etkileme gücüne ulaştıklarını sözlerinde esneme payı bırakmadan dile getirmiştir.

Görülmektedir ki, AKP'nin başına BDP yuları geçirilmiş, aralarındaki ilinti, ilişki, illiyet bağı tüm hatları görülecek şekilde yüzeye çıkmıştır.

Başbakan Erdoğan öylesine taviz ve teslimiyet döngüsüne düşmüştür ki, hükümetinin kimi temsil ettiği, kimlerle karanlık diyaloglara girdiği hakikaten de meçhul bir duruma gelmiştir.

Acaba Başbakan en başta İmralı canisine neleri vaat etmiş, bölünmüş Türkiye için neleri gözden çıkarmıştır?

İmralı canisinin çeyizi, PKK'nın ödülü, BDP'nin kazancı, peşmergenin sabırsızlıkla beklediği ödünler nedir, neleri kapsamaktadır?

Vatansever ve mukaddes değerlere bağlı olduklarını bildiğim önemli sayıdaki AKP'li milletvekili arkadaşlarım acaba, PKK'yla el sıkışılmasını, zulme ortak olunmasını nasıl kabullenmektedir?

Hükümet bu oyuna nasıl gelmiş, bu tuzağa, bu esarete nasıl düşmüş, bu tutsaklığa nasıl gözü kapalı eyvallah etmiştir?

Başbakan lafı dolandırmadan, dolambaçlı yollara sapmadan, dümdüz şekilde ve dobra dobra konuşmalıdır.

Başbakan Erdoğan İmralı canisine neyi ya da neleri peşkeş çekmiş, hangi sözleri vermiş, niçin kefil olmuş, halaskarlığını nasıl içine sindirebilmiştir?

PKK terör örgütünün galibiyetini tanımıştır da toprak ve tazminat mı vermeyi aklından geçirmektedir?

Başbakan'ın çözümü, Başbakan'ın barışı, Başbakan'ın süreci nereye dayanmaktadır, neleri kapsamaktadır?

Anlaşılan Başbakan bu sözlerimizden, bu suallerimizden rahatsızdır.

Bu kapsamda kendisi, hafta sonunda Eskişehir'de yaptığı bir konuşmasında aynen şunları ifade etmiştir: "Muhalefet İmralı'ya söz verdiniz, diyor. Siz bu iddiayı ispat etmediğiniz müddetçe namertsiniz. Bizim oraya verilmiş bir sözümüz yok. Bizim millete verilmiş bir sözümüz var."

Başbakan Erdoğan millete değil, başkalarına verdiği sözleri bir bir tutmaktadır.

Ve herhalde Başbakan, Türk milletine PKK ve canibaşıyla nasıl haşır neşir olacağına dair bir söz de vermiş değildir.

Sayın Başbakan, belki unutmuşsundur, belki aklından çıkarmışsındır, belki de hafıza kaybına uğramışsındır.

Yine böylesi bir polemiğin içine gömülerek İmralı canisiyle görüşme konusunda şeref bahsini ileri sürmüş, yaptığın müzakere ve temasları inkâr etmiş ve gözlerin yerinden çıkarcasına bizi de şerefsizlikle suçlamıştın.

Çok değil, kısa bir süre sonra Başbakan'ın şerefsizliktir dediği iddiamız sabitlenmiş, şereften kimin nasibini alamadığı belli olmuş, böylece kötü söz sahibine faiziyle birlikte aynen iade edilmiştir.

Eğer Başbakan Erdoğan, şeref masasında kaybettiklerini namertlik kartını ileri sürmekle geri alacağını düşünüyorsa, çok yakın zaman içinde, yine yaş tahtaya basacağını ve isminin başına yeni bir sıfat ekleneceğini muhakkak ki görecek ve tekrar mahcubiyetten kimselere bakacak yüzü kalmayacaktır.

 

Değerli Arkadaşlarım,

AKP'nin PKK ve İmralı canisiyle yürüttüğü müzakere ve pazarlık trafiği gittikçe hızlanmakta ve sahasını genişletmektedir.

Anlaşılan Başbakan tüm umutlarını kara gün dostu terörist Öcalan'a bağlamıştır.

Şu talihsizliğe ve köhnemişliğe bakınız ki, Başbakan Erdoğan, PKK ve İmralı canisiyle ortak ihanet komisyonunda buluşmuş, var olan tüm değerlerimizin, kabullerimizin, ilke ve esaslarımızın kavrama noktasından tutarak deşmeye ve dağlamaya yönelmiştir.

PKK'ya ve İmralı canisine sözde çözüm ve barış adına kefil olanlar, bu da yetmezmiş gibi kefaret altına girenler vicdanlarını rehin bıraktıkları için milli perspektifi ve milli konsepti tamamen dışlamışlardır.

Bildiğiniz gibi, İmralı canisi geçen haftaki ölüm metninde, PKK'lı militanların sınır dışına çekilme aşamasına geldiklerini duyurmuştur.

AKP, yandaş basın, satılmış kalemler, çürümüş beyinler, donmuş kalpler hemen bu kurnaz ifadenin üstüne atlamışlar ve PKK'nın sınır dışına çıktığını canlı yayınlardan, manşetlerden veya değişik vasıtaları kullanarak gündeme getirmişlerdir.

Oysa ki canibaşı böyle bir şey dememiştir.

Kaldı ki PKK'nın buna niyeti de görülmemiştir.

PKK'nın sınır dışına çekileceğini müjdeleyen ihanet senfonisi bir kez daha karavana atmış, milletimizi yanıltmak ve kandırmak için her pis tezgâhtan, her ahlaksız komplodan istifade etmeye tevessül etmişlerdir.

Hepsinden daha da önemlisi, PKK'nın yuvalandığı, saldırılarını ve suikastlarını planladığı terör kamplarının sınır dışında olmasıdır.

Sınır ötesinde kan ve ölüm denklemi kuran, pusuları icra etmek ve can almak için elleri tetikte bekleyen katiller, nasıl olacak da sınır dışına yeniden çıkacaklardır.

Kandil neresi, mahmur kampı neresi, Türkiye sınırları içinde mi?

Bu hayaldir, temelsizdir, boştur ve avuntudur.

PKK'nın ateşkes kararı da stratejik olmayıp, yalnızca günü kurtarmaya yönelik taktik mahiyetli bir hamledir.

Bugüne kadar PKK, sekiz defa sözde ateşkes kararı vermiş, ama kısa süre sonra kanlı saldırılarını artırarak ölüm saçmıştır.

Şimdiki de diğerlerinden farksız olmayacaktır.

Üstelik kanlı örgütün elebaşları, sözde ateşkesin karşılıklı olacağını küstahça iddia edebilmiştir.

Ayrıca adıyla müsemma olan PKK'lı Karayılan, terör örgütünün sözüm ona sınır dışına çekilmesi için hükümete ve Meclis'e görev hatırlatması yapmış, yasal güvenceler istemiştir.

Bu teröristin, AKP'nin hışmına uğrayan, köşesi elinden alınan, kalemi epey zaman önce kırılan ve 12 kötü adamdan birisi olarak performansı pek de fena sayılmayan Hasan Cemal'e geçtiğimiz günlerde verdiği üçüncü mülakatı ibretliktir.

Buna göre, AKP'nin Oslo ihanetine 2008 yılının Eylül ayında başladığı anlaşılmaktadır.

PKK'lı Karayılan, sözde barışın ön şartı olarak İmralı canisinin özgür kalmasını vurgulamıştır.

Devamla Başbakan'ın "Silahları ayaklarınızın altına alın ve gelin siyaset yapın" sözlerine karşılık olarak KCK tutuklularının salıverilmesini talep etmiştir.

Bunun yanı sıra, PKK'nın anayasadan beklentisi de üç aşamalı olarak ifade edilmiş, bunlar yeni vatandaşlık tanımı, kimliklerin tanımı ve Türk milletinin tanımı noktasında düğümlenmiştir.

Hatta PKK'lı Karayılan tıpkı 2009 yılının mayıs ayında söylediği gibi, Akil Adamlar Heyeti kurulmasını dayatmış ve dillendirmiştir.

AKP'de bunu kabul etmiş olacaktır ki, kimliği, niyeti, ideolojisi, maksadı zifiri karanlık olan yeni bir kötüler listesi organize ederek düğmeye basmıştır.

Görünen gerçek şudur; AKP zihniyeti PKK'nın zorlamalarına çoktan ikna olmuş ve onay vermiştir.

Akil Adamlar Heyeti oluşturulması, PKK'ya çözüm çekilişinden çıkan meblağı yüksek ve kabarık bir ikramiye olarak belirginlik kazanmıştır.

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz hafta sonunda Eskişehir'e giderken PKK'nın muhatabı olarak hükümeti göstermiştir.

Ve Akil Adamlar Heyeti'nin; akademisyenlerden, iş dünyasından, sivil toplum kuruluşlarından ve medyadan temsilciler almak suretiyle yedili gruplarla teşkil edileceğini söylemiştir.

Bu açıklamasında, akılları durduran, milli vicdanları sükûtu hayale uğratan bir tespit ve yorumda da bulunmuştur.

Başbakan Erdoğan'a göre, bu yedili gruplar Türk milletine psikolojik harekât yapacaktır.

Başbakan'a göre bu zevat, toplumsal algının yönetilmesiyle, milletimizin PKK konusunda hazırlanmasıyla meşgul olacaktır.

Bu olacak, pas geçilecek ve küçümsenecek bir şey değildir.

Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, yetki aldığı, vekâletini üstlendiği aziz milletimize harekat yapmak için kolları sıvamıştır.

Bu, bir nevi yargısız infazdır.

Bu, bir tür soğuk savaş şartlarından kalma alışkanlığın tezahürüdür.

Bir Başbakan, siyasi sorumluluğunu taşıdığı milletine nasıl olur da çürümüş, kimliksiz ve kimlere hizmet ettiği malum aklını kaybetmişlerin kurduğu bir heyet marifetince psikolojik savaş açmaya cüret edebilmektedir?

Bu siyasi anlayış Türk milletini ne zannetmektedir?

Bize kudurmuş diyerek hakaret eden bu zihniyetin, asıl kudurmuşun kim olduğunu görmesi için daha nelerin yaşanması gerekecektir?

Ayan beyan ortadadır ki, PKK, AKP'yi kıskıvrak yakaladığından basiretini bağlamış, bastırdıkça almış, aldıkça da akılsızlığın ve körlüğün mahzenine süre süre sokmuştur.

Diğer taraftan partimizin dimdik duruşundan rahatsız olanlar, milli heyecanından kıvrananlar kan durursa, terör biterse bizim de biteceğimizi, baraja takılacağımızı ve kapımıza kilit vuracağımızı bayat ve bayağı sözlerle açıklamışlardır.

Allah'a şükürler olsun ki, Milliyetçi Hareket Partisi bu omurgasızların, bu küfre batmışların, bu iftira seline kapılmışların oyunlarını boza boza, tuzaklarını yara yara, bunlar gibileri yene yene 44 yılını geride bırakmıştır.

Aynısını yine yapacak, bozguna uğramak için kaşınanların yine cesaretle ve milletimizin eşsiz desteğiyle üstesinden gelecektir.

Kabul edilsin ki, bunların dilekleri gerçekleşseydi, gökten ne yağacağını herkes görürdü.

Bu çevrelerin, küçücük kafalarıyla, kompleksli şahsiyetleriyle, narsist tutumlarıyla, egoist tavırlarıyla ve gayri milli özellikleriyle MHP hakkında hüküm vermeleri, asılsız yorumlarda bulunmaları boylarını ve hadlerini fazlasıyla aşacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi; Türk milletinin içinden çıkan, yine milletin huzuru, kardeşliği, dirliği, refahı ve iyiliği için varını yoğunu ortaya koyan, üstelik Türkiye'nin var olması için her şeyi göze alan milli ruhtur, milliyetçi şuurdur.

Şiddet ve barbarlığın yanında hizalanmış, katillerin elinden su içmiş, onların bilirkişiliğine intisap etmiş çok yüzlüler ne bizi anlayabilecek ne de bizimle birlikte olabileceklerdir.

İlave olarak, hafta sonunda Bursa'da gerçekleştirdiğimiz Kuruluş Mitingimizde, meydanı şereflendiren vatandaşlarımın hep bir ağızdan beyan ettikleri ve Türkiye'nin batışına, milletin çözülmesine itiraz eden, bizzat millet iradesinin inisiyatif almasına vurgu yapan sözlerine karşılık "Merak etmeyin onun da zamanı gelecektir"ifadesini kararlılıkla kullandım.

Bugün de bu sözümün sonuna kadar arkasındayım.

Asla dilemeyiz ama, hükümetin teslim olduğu, teröristlerin hâkimiyet kurduğu, Türk milletinin bölündüğü, son yurdumuzun parçalandığı bir ortamda bizim duyarsız, tepkisiz kalacağımız mı zannedilmektedir?

Herkes bilsin ki, yeri ve zamanı geldiğinde ne yapacağımız ve neyi göze alacağımız mutlaka görülecek, tümüyle de anlaşılacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi geçilmeden hain niyetler amacına ulaşamayacaktır.

Türkiye sevdalısı cesaret timsalleri aşılmadan Türk milleti ayrılamayacak, dağıtılamayacak ve Türk vatanı ufalanamayacaktır.

Bizim sözlerimizden dolayı tarihi hata yaptığımızı söyleyen, miting meydanımızın kalabalığından kâbuslar gören bilinci kaymış zavallılar da; tarihi ihanetin içine çoktan battıklarını, milletimize tarihi kötülüğün daniskasını yaptıklarını günü geldiğinde idrak etmek durumunda kalacaklardır.

 

Muhterem Arkadaşlarım,

31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail askeri güçlerinin, Gazze'de tecrit edilen Filistinli kardeşlerimize insani yardım malzemesi götüren sivil gemilerimize saldırması son yılların en barbar hadisesi olmuştur.

Mavi Marmara gemisindeki 9 vatandaşımız maalesef bu hunhar saldırıda hayatını kaybetmiştir.

Biz daha o günlerde, bu saldırıyı Türk milletine karşı açık bir düşmanlık olarak gördük ve böyle değerlendirdik.

Gerek 31 Mayıs 2010 tarihli yazılı basın açıklamamızda, gerekse de 1 Haziran ve 8 Haziran 2010 tarihli Meclis grup toplantılarımızda bu konuya ayrıntısıyla değindik ve hükümete tekliflerimizi sıraladık.

İsrail'in vahşi saldırısı gerçekleştiği esnada Başbakan Erdoğan Şili'de, Dışişleri Bakanı da Brezilya'da bulunmuş, hatırı sayılır bir süre kimseden çıt çıkmamıştır.

Arkasından, Dışişleri Bakanlığı İsrail'e sonuçlarına katlanırsınız mesajı vermiş, Başbakan Erdoğan'da yetti artık türünden boş çıkışlarla İsrail'e rest çekmiştir.

Maalesef AKP zihniyeti izleyen yıllarda bu mütecaviz harekete karşı gerektiği gibi karşı koyamamış ve lazım gelen cevabı verememiştir.

Başbakan Erdoğan hamaset nutuklarıyla vakit geçirmiş, onuru yara alan Türk milletinin müsterih olması için hiçbir derinlikli ve sonuç alıcı yöntem geliştirememiştir.

Biz başından beridir, İsrail tarafından özür ve tazminat meselesinin yerine getirilmesinden bahsettik, bu görüşümüzden de bir an olsun ayrılmadık.

Başbakan Erdoğan'ın, bizim tarafımızdan söylendiğini iddia ettiği, "İsrail özür dilemez, beklemeyin," sözleri ise tam anlamıyla yalan ve iftiradan ibarettir.

Kendisinin İsrail'e yönelik olarak sarfettiği; "terörist, bozguncu, sapık, vahşi, barbar, katil, cani" sözleri gerçek olup henüz tazeliğini korumaktadır.

Üstelik Mavi Marmara saldırısından çok kısa bir süre sonra, İsrail'in OECD'ye üye olmasına onay veren de Başbakan ve hükümetinden başkası olmamıştır.

Şimdi kalkıp İsrail Başbakanı'nın Obama talimatlı ve bölgesel hesaplar öyle gerektirdiği için özür dilemesini iç siyasete malzeme yapılması, istismarcılığının tekrar tescili olarak görülmelidir.

Anlaşılan İsrail, kaz gelecek yerden tavuğu esirgememiş, 3,5 yıllık süründürme ve oyalamadan sonra, Suriye ve İran'ı baz alan gizli gündem nedeniyle özür dilemiştir.

ABD Başkanı iki tarafı da terbiye etmiş, telefon diplomasisiyle aralarını bulmuştur.

Elbette bu özür meselesinin birçok düşündürücü tarafları, sorgulanması gereken yanları vardır.

Ancak teknik ayrıntıya girmeksizin ifade etmek gerekirse, AKP hükümeti bölgesel projeler kapsamında İsrail'e yanaştırılmış, BOP'un hedeflerine, küresel planların emellerine kanalize edilmiştir.

Başbakan Erdoğan, Avusturya'da Siyonizm'e yönelik kullandığı sözlerini bu şekilde tamir etmiş ve beklendiği gibi ABD'nin tepkilerini de frenlemiştir.

Obama'nın Ortadoğu seyahati sırasında gerçekleşen bu özür meselesi tesadüf görülmemeli, İsrail'in bir tavizi olarak değerlendirilmemelidir.

Hedef Suriye'dir, hedef İran'dır ve hedef İsrail'in güvenliğini sağlama alarak, Kürdistan'ın kurulmasına yol ve alan açmaktır.

Tüm bu gerçekler ortadayken, özür meselesinden siyasal rant ummak, billboardları Başbakan'a minnet sözleriyle donatmak ilkel bir mantığın ürünü, fırsatçı zihnin telaşı olarak görmek lazımdır.

Başbakan Erdoğan keşke Filistin'in üzerine düştüğü kadar Türkiye'nin hakkını savunabilseydi, keşke İsrail'e söylediği ağır sözlerin küçük bir bölümünü PKK'ya ve himaye eden güçlere yönelik seslendirebilseydi.

Ama PKK'ya gelince hava gazı olan bu kafa yapısı, istimara gelince havalarda gezmiş, İsrail'e de, düne kadar verilen izin çerçevesinde hava atmaktan geri durmamıştır.

Ne var ki, bu aldatma ve kandırmaya artık kimse inanmamakta, kimse de itibar etmemektedir.

AKP sinsiliği bundan sonra tezgâhını başka yerlerde açmalı ve maharet sahibi olduğu istismarın yenilerini aramalı ve bulmalıdır.

Bu düşüncelerle konuşmama son verirken, siz değerli milletvekili arkadaşlarımı ve saygıdeğer misafirlerimizi bir kez daha sevgi ve saygılarımla selamlıyor, başarı, sağlık ve mutlulukla geçecek bir hafta diliyorum.

Sağ olun, Var olun.



ORTADOĞU GAZETESİ
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×